Ölüm Odası - B-Yedi

Image 01
Eser No: 57
Sayfa: 784
Baskı: 1. Baskı
Tarih: Temmuz 2012
Takdim İçindekiler Fragmanlar
Ölüm Odası - B-Yedi
"Giriş"

Fragmanlar

NYMPHALAR, bir-iki sene veya daha önce, benim okuyamadığım, düşüncem bloke edildiği-zabt ve kuşatma içinde anlayışımın ibtal edildiği dönemde, BARAN dergisinde Doktor Hakkı’nın bir yazısı çıkmış, ona atfen ve kendi “istihbaratlarıyla bitiştirerek”, çocukluğumuzda pek bayıldığımız bir film kahramanından bahsettiler ve yorumladılar. Bugün 13 Temmuz 2010, banyo günü: NYMPAHALAR’ın klâsik lâflarıyla sinirlendirmeleri, bana eşlik eden fizikî tesir içinde, uyandım. Karşılıklı mantık atışmalarına eşlik eden alaylarla, saat erdi, vakti geldi, aynı hâlde banyodayım; girdim, yıkandım, çıktım. Sırtıma giydiğim ve daha önce sayısız kurgularına mevzu olmuş bornozumla otururken, lâf döndü dolaştı, NYMPHALAR’ın çalışması neticesi, benim dememiş olsam da mübhem bir imaj hâlinde karikatürleştirdiğim çizgi film kahramanı “tatlı salak” Pembe Panter’e geldi… Onlar bana ne derse, ben piramidin tepesindeyim:

— “Senin Kaptan SİNBAD, niye İskenderun’a gitmiyor…” Benim tansiyonumla oynayarak hünerlerini icra ettiklerini söyleyen NYMPHALAR, cevab veremiyorlar. Mavi Marmara gemisine İsrail’in saldırdığı gün, onunla eş zamanda gerçekleşen ve 14 denizcinin öldüğü eylemi imâ ediyorum. NYMPHALAR, belden aşağı “şaka”larına devam ederken, takdirkârı oldukları tedâîciliğim ve hazırcevablığımla, aklıma Kaptan Sinbad geldi. Hâliyle onların Kaptan Sinbad yorumları:

— “O zamanki gençlerin Kaptan Sinbad filmini seyredenleri, genellikle bir yelkenli gemiye dolmuş kızlarla, ıssız adaya çıkmayı hayâl ederler, böyle rüyâlar görürlerdi!” Bu cümleden olarak, benim Orta bir veya ikide aynı sınıfta okuduğum bir sarışın kızı sözkonusu ederek “yoklama” ve çeşidleme: Onu, bisikletimin arkasına atıp gidiyorum. Beni hem mahçub, hem mahçub(!) edici bu tür “yaman” istihbarat ve yorum sağlamalarının ardından, bana âit bilinmedik hiçbir mahremiyet kalmamış olarak, beni istedikleri zaman REZİL edebilirler-miş. Yazdıklarımdan kolayca anlaşılacağı üzere, ISLIKÇILAR’la birlikte hiç rezil bir tip çizmemiş olanlara soruyorum:

— “Siz ne yapıyorsunuz?”
Örgüt’ün beyni olarak, beyin kontrolü yapıyorlarmış, Cezaevi güvenliğini sağlıyorlarmış. Tek kişilik hücrede, gözlerim bir kamera, düşünce tarafım ayrı, her saniye kontrol altındayım. Televizyon’daki “Biri Bizi Gözetliyor” programı ne ki, beynim sözkonusu. Doğru dürüst zaten seyretmediğim, sayelerinde seyredemediğim Televizyon programları, gazete veya kitabta geçen bir kadın, bir erkek, hatta bir çocuk, müthiş bir arzuyla “bulmak” istedikleri malûm, şuurumu ve altını yoklamak üzere bir vesile teşkil ediyor-du. Televizyon’daki haberlerde bile, doya doya(!) bakamadığım güzeller de dahil. Benim cevabım hazır:

— “Unutma, bu bir hayat tarzı; ve bunun için asker mayına basıyor!”

(s. 146)