Ölüm Odası - B-Yedi

Image 01
Eser No: 57
Sayfa: 784
Baskı: 1. Baskı
Tarih: Temmuz 2012
Takdim İçindekiler Fragmanlar
Ölüm Odası - B-Yedi
"Giriş"

TAKDİM

Evimin geniş ve uzun bir balkonu var… Mevcut tahta ve çıtaları kesip biçerek birbirine yakıştırdım ve pekâlâ bir parmaklık yaptım… Geçen sene (1992) sunta ve tahtadan çattığım çiçekliklerin yanına, çöpe niyetine yol kenarına atılmış büyük peynir tenekelerinden edinerek ve onları da kesip biçerek yeni çiçeklikler ekledim… Sonra, toprak ıslah çalışmalarım… Geçen seneki çiçeklerden kalma tohumları ve meyve çekirdeklerini ekmem… Ellerim, hapçıların elleri gibi kesik içinde ama, emeğimden ve eserimden mesudum… Uğraştığım için, ruhumu teskin eden bir tarafı var… Tıpkı hâmile kadının, geçmiş doğum sancılarının hatırasıyla yeni bir doğum sancısından kaçınma tecrübesini andıran nafile bir sığınak gibi olsa da, söylediğim üzere bana nefes payı gelen bu çabadan mesudum!

Muhabbet kuşu… Kimbilir kimin evindeki kafesinden firar etmiş ve benim bahçeyle bir seviyedeki evin balkonuna konmuş… Lâtifeli bir dille söylersem; demek zevk sahibiymiş… Uyku mahmuru gözlerle çay ve sigaramı içmek üzere balkona çıktığımda, 13-14 yaşlarındaki komşu çocuğu Yalçın, “amca şu kuşu yakalar mısın?” dedi… Baktım, ayakları ve kanatları bir kafes imkânındaki sıçramalara uyarlı muhabbet kuşu… Bilmem yakalayabilir miyim?.. Neticede yakaladım… Kuşun zaten sahibi olmayan Yalçın, kendi malik olma arzusunu askıya aldı ve onu sahibleneceğim kesin kanaatiyle bana, hakkı olmayışına rıza tavrıyla baktı… Ama çocuk; bilmez miyim onun yüreğinin bir kuş gibi sektiğini… Balkondaki delikli bir çamaşır sepetinin altına koyarken, “kuş senin!” dedim.

Kimin olduğundan habersiz kuş, çamaşır sepetinin içinde, kafesteki alışkanlıkları ile hareket etmeye çalışıyor ama, tuhaf… Yanlamasına tel kafese yapışmaya uyarlı ayaklar, bizim çamaşır sepetinin yapısı karşısında başarısız… Kuşa kuşluğunu öğretecek değilim; lâkin bunun düşe kalka hareketleri bana çırpınan bir fareyi andırıyor… Böyle olmayacak… Acıyorum… Yalçın’ı tel kafes almaya yolluyorum… Ve içine bir gölge düşmesin diye tekrarlıyorum:
— “Kuş senin!”
Yâni kafes de!

Kuş gitti… Hâli ise gözümün önünde… Avuçlarımın içinde körük gibi inip kalkan göğsü, çarpan yüreği… Minicik gagasıyla, ümitsiz de olsa elimi gagalayıp kurtulmak istemesi… Kafese ilk girdiğinde, ürpertiden kabaran tüyleri… Aradan birkaç dakika geçmeden, birden canlanıp çevik hareketlerle şuraya buraya sekmesi ve yemlere yumuluşu… Emniyet ve güven hissi… Onu çok iyi anladım!

Kafes, insana hürriyetin aksi bir intiba verir; oysa muhabbet kuşu, benim hâlime nazaran bunun tam tersini ilham etti bana… Diyesim o ki:
— “Âlemde bâr olur hâlime bigâneler!”
Bâr: Yük… Yar?

Bu hâdiseyi yazmamın sebebi, çalışma odama “Ölüm Odası” diye bir isimle, bu isim altında bir eser yazmaktı. TİLKİ GÜNLÜĞÜ’nde yerini alan bu hatıra, Kartal Cezaevi’nde Telegram seansları başladıktan sonra, devamı gelmeyen bir not almanın başlangıcı ve bana “Ölüm Odası” diye bir durumun hakikati olarak göründü. Orada, başlangıçtan bugüne kayda değer cümlelerden biri şuydu:
— “Bu, sanki bir modern büyücülük; ve robot insan imâl etme hayâl ve çalışmalarına mukabil, doğrudan doğruya insanı robotlaştırma işi…”

Sene 1993… Henüz “Hırka-i Tecrid” bile ortada yok. Bugün, Bolu F-Tipi Cezaevi’nde, durumlarına göre NYMPHA veya Mousa adını verdiğim aynı işi görürlerin nezaretinde, onlarla didişirken bu esere başlıyorum ve “Ölüm Odası” isminin tevafukları bana, sonsuz imkânlar tedaî ediyor. Buradaki Telegramcılar’a NYMPHA ve Mousa isimlerini takmam, Kartal’a göre bir yenilik; ve fikir, sanat, teknoloji, siyaset derken, BERZAH hakikatine vurulacak topyekûn dünya hâlinde bir genişlikte, onlar da son derece zeki, ne kadar da salak, bu kadar hainlik ve vahşet olur mu, alaycı, alay edilen, beni ve bendekini dağıtan, sonra kendi zekiliği imiş gibi bana hatırlatan, aslolan niyeti, övünmek gibi olmasın ama, benim çoğu zaman onlardan bir adım ileri durumumdan dolayı değişen, neticede; Üstadım’ın “çözdük her müşkülü derlerse de ki, sonunda VAR OLMA müşkülü kaldı!” hakikatini en canhıraş şekilde gösteren tipler. Onlar, sanki sihirbazın önündeki sihirli küre de, ne derlerse ve yaparlarsa yapsınlar, ben onları bütün bir bünyenin ifşacısı sivilce olarak görüyorum, durumu onlarda seyrediyorum.

Ne yazık ki, NYMPHALAR’dan başka şâhidim yok: bu esere ÖLÜM ODASI ismini vermemin sebebi, ebcedi MEHDÎ MUHAMMED’e uysun diye değil… Aynı ebcedte, MESCEN: CEZAEVİ!

Kafes: 240.
Faks: Ölmek. İfsad etmek: 240.
Mifsal: Dil, lisân: 240.
Masduk: Doğruluğu kabul edilmiş, tasdik edilmiş: 240.
Neyfak: Tilki derisinden olan kürk: 240.

NYMPHA ve Mousalar’ın Mitoloji’de ne olduğu, ESATİR ve MİTOLOJİ eserimizde geçti. Bu eserdeki mânâları, eser boyu gözükecek.