İNSAN II

Image 01
Eser No: 55
Sayfa: 488
Baskı: 1. Baskı
Tarih: Aralık 2009
Takdim İçindekiler Fragmanlar
İNSAN II
Büyük Doğu - İBDA

TAKDİM

Allah Sevgilisi’nin, âlemler yaratılmadan Peygamberlik vasfıyla sıfatlandırılmış olması… Fakat Şeyh Takiyüddin Hazretleri bu izâhı beğenmez ve şu harikulâde ölçüyü koyar:
— “Allah’ın takdirinde önce olmanın son Resûl’e mahsus bir tarafı yoktur. Allah’ın ilmi her şeyi kuşatıcıdır ve bu bakımdan öncelik, istisnasız herşeyde vardır. Böyle bir ölçü, öbür Peygamberlerle Sonuncusu arasında bir fark olmadığını gösterir. Allah Sevgilisi’nin ezel âleminde nebîlikle sıfatlandırılmış olmasında öyle bir hususilik olmalıdır ki, başkalarında bulunmasın ve O’nun Allah indinde, yalnız kendisine has kadr ve şerefini göstersin… Yoksa haberin kıymeti kalmamak icâb eder!”
“Herşey O” demenin yeri!

“Allah, herşeyden önce kendi nurundan Muhammed’î nuru yarattı; âlemleri yaratmak dileyince”… Âlem: Allah’tan gayrı, ulvisinden süflisine topyekûn mahlukat… Allah; insanın bâtınını kendi sûretinden, görünür sûretini ise âlemin hakikat ve sûretlerinden yaratmıştır.

İNSAN, “bir şeyin ortaya çıkması” demektir; insana “insan” denmesi, kemâl mertebesine yatkınlığı ve “ünsiyet” ile ilgili olmasıdır. İNSANIN HAKİKATİ, ALLAH’IN KENDİSİNİ GÖRDÜĞÜ BİR AYNADIR ve bu görme sadece insan vasıtasıyla gerçekleşir. Görmenin olabilirliği, insana benzerlik özelliği kazandıran hakikatlerden ortaya çıkar; dolayısıyle insan, kendi varlığında İlâhî hakikatleri barındırır. Bu bakımdan da, İlâhî varlık ve oluşla ilgili bütün hakikatleri ihtiva etmesi sebebiyle, kemâl mertebesiyle ünsiyet etmiş bir aynadır… “Elleys-Mutlak hiçlik” ve “ayna-gözü güzel ve iri olan” arasındaki ebced tevafuku, insanın bâtınının Allah’ın sûretinden olması meselesi ile birlikte düşünülürse, “Herşey O”dan murad anlaşılır; yokluğa ve hiçliğe bürünmeden hâl olarak bundan bahsedilemeyeceği de.

İNSAN’ın bâtını diyoruz; ve insandan murad Allah Sevgilisi… Bu çerçevede bir ebced tevafuku: “Derviş Muhammed” ve “teraî-aynaya bakma, birbirini görme ve görüşme”… Herşey O?

Alem’de herşey, Allah’ın 99 sayısında toplu sayısız isimlerinin tasarrufu altındadır. Buna nisbetle İNSANÎ HAKİKAT, bâtınımızda, Allah’ın kendi sureti üzerine yarattığı… Allah’ın her ismiyle zâtı murad edilmesi ve bu bakımdan o küllün parçalanamaz oluşu, bunun yanında her ismin belirttiği mânânın diğerinden farklı olması gibi, o isimlerin misliymiş gibi duran bir küllün-bütünün içinde ve ona âit olarak, (İNSANÎ HAKİKAT’e âit olarak), Allah’ın isimlerinin-Allah Sevgilisi’nin isimlerinin tasarrufu altındayız. Misil, vahdete aykırıdır, vahdet düşüncesini bozar; bu bakımdan, aynada görünenin aynaya bakana âit olması-insanın batını hakikati ve “Allah’tan başka herşey bâtıl!” ölçüsü içinde, herşeyi O’ndan bilmek üzere “misil” benzetmesi.

Sır birliğinde birlik ve “Berzah” meselesine temas etmeden, bunların anlaşılmasına vesile bir hikmet: Kötü ve çirkin huyların yeri olan nefsin, bedene tevdî edilmiş bir lâtife olması da muhtemeldir. Nitekim beğenilen huyların yeri olan ruh da bu kalıba tevdî edilmiş bir lâtifedir. İNSANLARIN HEPSİ BİRBİRİNİN HÜKMÜ ALTINDADIR VE HEPSİ BİR İNSANDIR. Nefsle ruhun lâtif cisimlerden olmaları, birbirlerinden ayırd edilmelerine mâni değildir; tıpkı meleklerle şeytanın lâtif cisim olmada ortak oluşları gibi.

“De ki, ruh, Allah’ın emrindendir”; âyet meâli… “Emr âlemi”, Allah tarafından hiçbir mertebe ve tavrın vasıtası olmaksızın, ancak “Kün-Ol” emriyle meydana gelen herbir şeydir. “Emr âlemi”, Mutlak Vücud’a izâfetle ikinci sebebtir; “Halk âlemi”ne nisbet ise, birinci sebeb. Tahkik ehli, “Halk âlemi”nden meydana gelen herbir mevcudu kastederler. BÜTÜN YARATIKLAR, RUH VE NEFSİN NETİCESİ OLDU. Zirâ Allah, ruhu hiçbir sebeble değil, ancak ZÂT’ININ ZÂTİYETİ İLE İZHÂR ETTİ; ruhun “emr” ile işaret edilmesi bundandır. Gayrını da RUH İLE İZHÂR ETTİ Kİ, “HALK” DA BUNDAN İBARETTİR.

Berzah: İki âlem arası. Kabir. Dünya ile ahiret arası. Perde… Umumî mânâsıyla, herşeyle herşey arasında olan Berzah, üzerinde durduğumuz işin mânâsından anlaşılıyor ki, her iki tarafı tanıyan ve bakıldığı yöne âit görünen hakikatiyle, Allah’la mahlukat arasında: İNSAN. Berzah’ın özelliği, kendine berzah olmaması; mahlûk İNSAN’da toplanır ve varoluş ve Allah’ta tükeniş sonsuzdur. Bu BERZAH-İNSAN hakikati içinde, her mânânın ona mahsus bir velâyeti, öyle ki, Nübüvvet mânâsının bile ona âit bir velâyeti var. Herşeyde herşey bulunur hikmetiyle birlikte düşünülürse, BERZAH-İNSAN, topyekûn insanlığın bilerek veya bilmeyerek Allah Sevgilisi’nin kadrosu olduğunu gösteren, faniliği “zât sırrı neyse o” olarak O’nda mevcut olan, dolayısıyle O’ndan olduğumuzu belirten bir hakikattir.

Mübdî: Hediye veren. Hediye gönderen. HİDAYETE GETİREN. Hidayete vesile olan. Mürşid. Allah Sevgilisi’nin isimlerinden biri… MEHDÎ: HİDAYETE EREN veya hidayete vesile olan. Sâhib-üz zaman. HUSUSÎ VE ŞAHSÎ BİR TARZDA Allah’ın hidayetine mazhar olan, kendisine Allah tarafından yol gösterilen mânâsındadır… Ahir zamanda geleceği hadîsle sabit ve içinde bulunduğumuz zamanı öyle gören hususî mânâdaki “Mehdî” bahsi, bahsin kendisi için de bir sır olmasına nisbet, İNSAN keyfiyetiyle örtüşmesi çerçevesinde bu eserin mevzuu… Mehd: Beşik. Beslenilecek, büyüyecek yer. Yeryüzü. Yayıp döşemek. Kâr kazanmak. Hazırlanmak… Eserimiz alt başlığı olan “Büyük Doğu-İBDA”, devşirilen mânânın toplulaştırıldığı adresi gösteriyor.

Sayı, Allah’ın varlıktaki görünüşlerinden biri; ve hakikat ile onun müşahhaslaşması olan gerçeke bağlı “olur ve olabilirler” imkânının kurcalanması ve tesbiti yollarından biri de ebced hesabıdır. Hakikat ve gerçeğe bağlı olabilirler imkânı; bir sayı etrafında kümelenen kelimeler arasında, adamına ve mevzuuna göre kolayından anlaşılır mânâlar yanında, keyfiyetini Allah’a havale edeceğimiz, son tecridde herşeyde herşeyin bulunuşunu ve VAHDETİ gösteren mânâlar… Bu eserin usûlünü de söylemiş oluyoruz.

Hem keşif ve hem de icadın içinde bulunduğu kitablık çapta bir fikir devşirmesi için kullandığımız “ebced hesabı” hakkında, uyarıcı bir kısa bilgi: Allah Sevgilisi’nin irşadı, talimi ve dersiyle Hazret-i Ali’nin rivayet ettiği ve sahabîden Hazret-i Cafer-i Sadık’ın da onu genişçe düzenleyerek prensib altına aldığı biliniyor. Ebcedin öğrenilmesi gereği, bizzat Allah Sevgilisi’nin buyruğu ve tavsiyesi. O’na vahyedilen ve Hazret-i Ali’nin “Celcelûtiye Kasidesi” diye neşrettiği dua, baştan aşağı ebced hesabiyle yazılmıştır. Bütün ilimlerin anasının “iştikak ilmi” olduğunu ve öğrenilmesi gerektiğini söyleyen İmâm-ı Gazalî Hazretleri, Celcelûtiye hakkında şerh-açıklama yazmıştır. Cafer-i Sadık Hazretleri, Muhyiddin-i Arabî Hazretleri, Bayezid-i Bistamî Hazretleri ve İmâm-ı Gazalî Hazretleri gibi gaybî sırlarla uğraşan ve harflerin ilmine çalışanlar, bu gaybî ebced hesabını bir prensib ve anahtar kabul etmişlerdir. Sosyolojinin babası kabul edilen İbn-i Haldun da bu ilmin tarifini yapmıştır. Ebced ve cifirin genel kaidelerinden bir bölümünün kullanılma prensiblerini eserine alan Şeyh Ahmed Elbûnî, “Cifir ilmi, doğru bir senedle Cafer-i Sadık’tan ilim ehline intikal etmiştir” der. Edebiyatçılar ve belagat üstadları, ebcedi ince bir kanun kabul edip, eski zamandan beri kullanmışlardır… İKAZ: Letâfet’in hatırı için, iradî, sun’i ve taklidî olmaması gerekirken, sun’i ve kasdî bir şekilde o gaybî anahtarların taklidi yapılmamalıdır.

Yukarıdaki İKAZ, dervişçilik oynama adına gûyâ gaibi kurcalama numarasıyla ebcedle oyalanmanın, sahibi için kaybını gösteriyor. Bize gelince: İSLÂM’A MUHATAB ANLAYIŞ’ı yenileyenin “aynı” bir yerde, onun “Yevmiyeleri”, vahy’in 46 cüz’ünden biri olan “rüyâ” bahsinde uyarmaları, varoluş hikmetimin keşfi gereği hâlinde bir sır olarak bıraktığı TAKDİM mevzuum-kim olduğum meselesi, bu çerçeve içinde mevzuda geçen âyetler şu, ilgisi içinde hadîsler bu, nihayet doğrudan veya dolaylı olarak “ben kimim?” sırrı etrafında örgüleştirilmiş 50 küsur eser… Bu eser, “ben kimim?” sırrı etrafında kifayete ermiş bir keyfiyetin ilânıdır; hani iki tarafı tanıyan PERDE’nin, bir yüzü Üstadım, öbürü yüzü ben, bir fikrî eser. Gerek bahsettiğim ölçü ve ölçülendirmeler, gerekse istidadım mânâsına söylüyorum: “Bilinen ve bulunan aranır”… Bildiğimiz elmanın tahlili hâlinde, keşif belirten yeni bilgiler. Böylece, İKAZ edilen husus da görünüyor: Derviş, dervişliğin yolu üzerindedir. Derviş ebcedle uğraşabilir, ama onun uğraştığı mevzularda ebcedle uğraşarak derviş olunmaz. Eserde müessirin görünmesi şeklinde, eserin İTİBARI, sahibinin kim olduğunu anlatır; eserden çok, eseri yapanla ilgilenme ve dikkate değer bulma anlayışında bile, bunun eserden dolayı olduğu unutulmamalıdır.

Ebced hesabının her mevzuya şâmil, kullanılabilir, aslında kullanılması gereken rolü ve faydası da açıklanmış olarak, takdimimizi İsmail Hakkı Bursevî Hazretlerinin sözüyle mühürleyelim: “İlim dallarından olan matematik ilmi, bütün ilimlerde yardımcıdır. Fakat keşif ve icadta yine İlâhî İLHAM en büyük müessirdir. Kalbi paslı olana HAKİKAT ÂLEMİ açılmaz!”… Eserimize bakışta bir Fransız stratejistinin sözü uyarıcı olsun: Ben, metafiziği Salih Mirzabeyoğlu kadar farklı ve kendine mahsus olarak açıklayan kimse görmedim. Aklımdaki bütün metafizik kalıpları değişti. Pes!