İmân ve Tefekkür

Image 01
Eser No: 52
Sayfa: 312
Baskı: 1. Baskı
Tarih: Ağustos 2007
Takdim İçindekiler Fragmanlar
İmân ve Tefekkür
"İmân ve İki Âlem"

FRAGMANLAR

Hiçbir şey, izâhla olmuyor; izâhsız da yapamıyoruz. İzâh, bir şeyin etrafında dolanmak demek; anlaşılacağı üzere, kendisi hakkında da. Duyularımızla-ihsaslarımızla algıladığımız Halk âlemine-tabiat âlemine âit tecrübelerde bile, tümevarım usûlünde bile, netice olarak hükmün köklerinin akılda olması, tahlilin “bir şeyin-nesnenin izâhı” olduğunu gösteriyor; tahlil, yerine ve mevzuuna göre, terkibin mahiyetini bozmamak ve aleyhine olmamak üzere, gerekli veya faydalı… İmân, âlemi ve alanı olarak tahlil edilemez; bunun yanında, dolaylı olarak ve dolaylı mevzuları içinde, konuşulur ve tahlil edilir. Tahkik, tahlile âit yönü varsa da, tahlilin kendi demek değildir… Tahlil de, “unsurlara ayırmak” aslî mânâsı varsa da, bir meseleyi halletmek, açıklamak-açmak anlamı, onun sadece parçalayıp bölme işi olmadığını gösterir. (s.27)

“Allah'ı bilmek, varlığını bilmenin gayrıdır!”… Buna, mücerret bir bilme ve varoluşan tarzda yaşama bakımından da bakabiliriz: İmân dairesi dışında örneklerden olarak Bernard Shaw ve Goethe gibi isimler, İslâm'ın gerçek ve en büyük din olduğunu ifâde ederlerken, müslüman olmamışlar ve imân teslimiyeti içine girmemişlerdir. Bu türlü garib tecelliler, imânın bir nasib işi olduğunu en çarpıcı biçimde gösteriyor.
Bilgi edinmenin çabası ve “bilgi” içinde de olsa, “marifet”, onun ruh-anlayış ve amelî tarafını gösteriyor; Allah'ın bilme bahsinde bu, imânın aslını yaşama olarak bir “marifet rejimi” meselesidir. (s.59-60)