Berzah

Image 01
Eser No: 48
Sayfa: 400
Baskı: 1. Baskı
Tarih: Ocak 2006
Takdim İçindekiler Fragmanlar
Berzah
Bütün Dalların Birleştiği Kök'e

FRAGMANLAR

Genel olarak tekâmülün varlığını kabul eden görüşle, tekâmülün neden ve nasıl olduğunu açıklamaya çalışan görüşler, birbirinden ayrı tutulamaz. Bunlar birbirinin tamamlar ve bir bütün meydana getirirler; biyolojideki görüşten bahsediyoruz. Bu mevzuda sahib olunan fikirlerin hepsine, “tekâmül nazariyesi” adı verilmiştir. Her ne kadar en parlak örneklerden biri olsa da, dışın dış yüzünden bilgi sahiblerince zannedildiği gibi, sadece Darwin gelmemelidir akla. Darwin hakkında şu düşüncemizi peşinen bildirelim. Ezbere tarafından kabul veya red tavrı bir yana, “en kötü sistem, sistemsizlikten iyidir!” hesabı, tekâmül nazariyesinin biyoloji alanındaki önemi, diğer hiçbir teoriyle kıyaslanamayacak kadar büyük olmuştur. Hâlâ. Biyolojinin temel prensiblerini içine alır. Diğer bütün biyolojik bilgileri birleştiren, onlara bir anlam kazandıran nazariyedir. Onsuz, biyoloji anlaşılamaz. Bu önemin derecesi şu sözlerle belirtilmektedir: “Fizik ve kimya için atom teorisinin önemi ne ise, biyoloji için de tekâmül teorisinin önemi aynıdır!”... İşin asıl önemli ve püf noktası şudur: Canlıları sınıflandırmanın tekâmüle dayalı olması... İnsanlar pekâlâ yanlışlarla da işini görebilmektedirler misâli, sözkonusu sınıflandırma adına başka ne teklif ediyorsun? Yok! Bugün, sınıflandırma işi bir yana, hiçbir “kâinat, insan ve toplum” meselesine, bunlara dair hakikatlere irşey söyleyemeyen, kendi kendinden ibaret ve üstelik hiçbir bütünün içinde yer alamayan “teori”, bu hâliyle hem ilim ve hem de fikir gözünde, beşinci sınıf değerde bile değildir. Ama şu gün için pratikte, canlıları sınıflandırmanın araştırma ve müşahede safhasında, “koyunun olmadığı yerde keçiye abdurrahman çelebi” denmesi hesabı, ondan başkası yok! (s. 81-82)

“Ben varolunca varolan kâinat”; bunu, silsilesi boyunca insanda takib ederek-tatbik ederek, insanlık tarihine genişletsem bile, “kâinat, ilk insanla varoldu” dersem? Üstelik ilk insana doğru bunu kronolojik olarak götürecek hiçbir reel veri yok; sadece halihazır’ın geçmişe doğru tahminleri, mânâlandırmaları!
Halihazır-olan olarak, imâna mevzu “Mutlak Fikir”i teklif ediyorum. Burada, benim için imân mevzuu olan şeyin, sırıtan için, niçin kelepir tahminlerden daha az değerli olduğunu, hakkım olmayan bir tevazu ile soruyorum. Evet; bu âlemde ilk insan, Âdem Aleyhisselam. Yine dinen biliyoruz ki, kâinat O’ndan önce vardı; tabiî ki, benden önce de. Ama dikkat ediliyorsa, insanın kâinat’taki paradokslu durumu, “ya o, ya bu” tercihinde, bunu reddedebiliyor veya insanı eşyalaştırıyor, eşya gibi ele alıyor. Yâni, insan varoluşuna dair “hiçlik” görüşlerinde bile mevzuu yok ferdî hakikat!
Allah Resûlü’nün duası:
— “Yarabbi! Bana, eşyanın hakikatini olduğu gibi göster!”
Duasının hikmetinden bir iplikçik hâlinde, eşyanın hakikatinin, çıplak duyuya gelen görüntü olmadığını anlıyoruz. Yahut şöyle diyelim; eşyanın görüntüsünün hakikati ne? Suret anlamında, beş duyuya âit bütün tabiat çeşitlerini, “görüntü” diye niteliyoruz. Kaskatı madde olarak alalım; bugün “kuantum fiziği” gibi lâtifleşmiş mevzular içinde, şu soru ortaya çıkıyor: — “Acaba gerçek, çıplak gözle gördüğümüz mü, yoksa âletlerin bize gösterdiği mi?”