Büyük Muztaribler 2

Image 01
Eser No: 44
Sayfa: 664
Baskı: 1. Baskı
Tarih: Aralık 2003
Takdim İçindekiler Fragmanlar
Büyük Muztaribler 2
"Düşünce Tarihine Bakış"

FRAGMANLAR

Şimdi dikkat: Varoluşun-hareketin, varlıktan önce geldiğini savunan Nietzsche’nin, “tümevarım” yoluyla “pratikten teoriye” gelişen felsefî görüşü içinde, sembol diline vurarak anlattığı –bizzat Zerdüşt öyle ya!- şeyler arasında, -Üç Değişim Üzerine’yi kastediyorum-, “deve” sembolünde “emaneti yüklenen - ağır yükü yüklenen” güzel ruhîliği veya ruhîliğin güzelliğini, “aslan” sembolünde iradî davranışın yiğit “iyi”liğini, nihayet “çocuk” sembolünde aklın “doğru” ve doğrunun da aklın kendini tüketmesine kadar gitmesi gereği, “gaflet” sırrını işaretliyor... “Çocuk sırrı”, aczin idrakinde teşekkül eden güç anlamında, varlığın en başındaki masumiyet ve saf varlıktır; geisttir – kderdir, ruhtur, mehd’dir. Mukadderdir, ruhîliktir, mehdîdir. “Hakikat-i Ferdiyye” davasına âit bu mânâ, Peygamberler arasında Musa Aleyhisselâm’da tecelli etmiştir. Kelimullah; “Allah’la konuşan, Allah’ın ruhu” lâkablı Musa... Nietzsche’nin “Alaca İnek” şehrinden bahsetmesi de O’nunla ilgili, O’na atıf: “Samiri’nin öküzü” yerine, inek. Varlığın aslı dişi ya. Şehir de, lûgatta “zuhur” anlamına gelir. (s. 36-37)

Camus, hayatı, aslında, anlamını aramanın da anlamsız olduğu bir mânâsızlık olarak görüyor ki, işte bu “absürd-saçma” hakikatin varoluşan tarzda yaşanması, bu uyanık ve aydınlık şuur, uyumsuz yaşamadır; herşeyi olduğu gibi gören uyanık insan hayatı. Kâinat’ın akıl ve mantığa aykırılığı ve tutarsızlığı, varlığın bu “irrasyonel durumu”, uyumsuz yaşamanın bir “akıldan kopma” ve bunalım hâli olduğunu gösteriyor. Biraz daha avamîleştirerek söylersek, “uyumsuz yaşama” ve “bunalım”, hayatın yaşanmaz oluşunu ve terkini ilhâm ediyor değil, tam tersine bulunulan ân’ın tek gerçek olmasına nisbetle onun imkânlarının sonuna kadar tüketilmesini telkin eder; hayatı, bu anlayışın gereği tarzda dolu dolu heyecanlarıyla yaşamayı.
Dikkat: Allah’ın Dehr isminin tecellisi olan zamanın Dehr’e nisbetinde, icmâl mertebesinde Dehr ve ân, tafsil mertebesinde zamanın olduğunu biliyoruz. Allah’ın tecellisidir zaman; ve geçmiş ve gelecek, Dehr’e nisbetle bir izâfiyet kaydından ibarettir. Tek bir ân’da yaşıyoruz. İslâm ve teslim bahsinde üzerinde durduğumuz hususlar gözönünde tutulursa, “Allah’ın ahlâkıyla ahlâklanma” ve “Allah’ın marifetine erişme” memuriyetinin, “asıl olan ânın imkânlarını tüketmedir ve ânın imkânlarını tüketmenin aslı da İslâm’dadır!” hikmetini kapsadığı anlaşılır. “Vesileye sarılınız!” ölçüsünün sırrı nedir?
Dikkat: “Hakikatdeğişiyor daha bitmeden cümle, - Koşuyorum yetişmek için bütün gücümle!”... Üstadım’ın bana ithâf ettiği ettiği “Koşu” isimli Noktalaması... İdeali aramayla toprağa bağlanma arasındaki bir berzahta kıvranan insanoğlunun oluş ıstırabını hakikatin hakikatine nisbetle heykelleştiren adamın “hafakan” hayatına dair aşinalık için nelere vakıf olunması gerektiği de anlaşıldı mı? (s. 146-147)