Hırka-i Tecrîd

1
>
Eser No: 40
Sayfa: 400
Baskı: 1. Baskı
Tarih: Ocak 1998
Takdim İçindekiler Fragmanlar
Hırka-i Tecrîd
"Risâle-i Üçışık"

TAKDİM

"Ben kimim?" diye sormak, "ölüm nedir?" diye sormakla birdir... "Ben"... Bütün hayat, bu soruya cevab vermek üzere yaşadığımız hâdiseler dizisinden ibaret!..

"Ben kimim?" ve "ölüm nedir?" sorusunun bitişikliği üzerinde, nevî şahsıma mahsus bir nefs murakabesi...

Hayat ve ölüm... Alındığı yere nisbetle, meçhul bir malum veya malum bir meçhul... Bütün dava, hayatın gayesi, malumu meçhullükten kurtarmak ve meçhulü malum kılmak!..

Kamus: Lûgat. Deniz. Derya. Denizin ortası, derin yeri… Üstadım'ın bir şiirinde, "Gittim gittim denizin, derin yerine vardım!" demesi gibi, onun kalbimize ve beynimize tutuşturduğu "reçete" ve malûm "takdim-kimlik" yazısının tecrid derinliğinde, bu lûgatın tertibi zaruretine çattım. Evvelâ bilinmelidir ki bu lûgat, bildiğim kadarıyla başka örneği yoksa da, sadece "Ebced hesabıyla sayı tevafuku altında toplanmış" kelimelerin tertibi değildir. İBDA külliyatına aşina olanlar, bu eserin muhakemesini, bütün külliyata sirayet etmiş ve onlardan toplanmış-toplulaştırılmış âlet ve "terkibi hükümler" mahiyetini de göreceklerdir. Bu takdim de bir gözlük!

Hayatın gayesi olan "ölmeden ölme sırrına ermiş" bir kahraman: Necib Fazıl Kısakürek... Ben varım da, o yok; veya asıl var olan o da, ben yokum... Bir tür hayat ve ölüm bitişikliği!..

Bana, 1982 yılının Kasım ayından başlayarak binbir defa "benim bir takdim yazım olacak, bütün hüviyetin görünecek!" diyen o adam, perdenin ardına çekilirken beni bir malûmla başbaşa bıraktı: Hüviyetimi çerçeveleyen takdim yazısı... Ve bir meçhulle: Ne, nerede, hangisi?..

İnsan, aradığının ne olduğunu bilmeden, bulduğunun da ne olduğunu bilmez; bulunan aranır sırrı... Aramadan bulamazsın; aranan bulunur sırrı... Bu iki sırrı, İmâm-ı Rabbânî Hazretlerine ait büyük bir ölçülendirmenin ışığında görmek gerek:

— "Gitmekle bulmak ve bulmakla gitmek aynı zamanda olmalıdır. Birinin öbüründen ayrı bulunması caiz değildir!"

İşte, doğrudan doğruya bu sırrın vasıflandırılması hâlinde, teşhis için tecrit ve tecrit için teşhis hikmetine denk, kaçtıkça kovalanan ve yakalandıkça kaçan, Üstadım'ın sadece şahsıma sunduğu ve bu romanda "Yevmiye" başlığı altında geçen "reçete"lerin mânâsını kuşatıcı bir takdime muhatab oldum:

— "Dünya Çapında Bir Hâdise — Kaptan Kusto Müslüman!"

Ben Hafiye, Üstadım Ufuk, bu malûm üzerinde yaşadığım ruhî macera... Bu maceranın hâl ilânı, bâtın kahramanlarının ifâde ettiği şu hakikatin içindedir:

— "Dost, elinize yapışıp kendisini aratmak için sizi kapı kapı gezdirir!"

Ufuk, "Çile" isimli şiirinde belirttiği gibi, "bir tilkidir, kaçak ve kurnaz!"... Kaçak ve kurnaz olan "ben"di; bu yüzden, erilen yerde ona "Hafiye" dendi!..

Yukarıdaki satırlar, "Tilki Günlüğü"ne aşina olanların hatırlayacakları üzere, onun ilk cildinin ilk gününün "Takdim" isimli "Vâridât"ından alınmıştır... Bir dairenin tabiî olarak bir merkezi ihtivâ etmesi ve zaruret kıstasınca icâb ediyorsa işaretlenmesi gibi, "Tilki Günlüğü" bir daire ise, elinizdeki eser de onun merkezi; ve daire ile merkez keyfiyetlerine dikkat kaydıyla, bir bakıma "Tilki Günlüğü"nün devamı ve kalbi mahiyetindeki bu eserde, sözkonusu takdimin gördüğünüz kadarı... Ve bu eserde devam eden ötesinin ilk ikazı, –keyfiyeti siz tayin edersiniz–, şudur:

— "Bu eser, biyografi edebiyatı içinde benzersiz, ilk ve tek örnektir!"

Hicrî 1417-1418, Milâdî 1997... Tarih ifâde eden ve etmeyen mânâlarıyla sözkonusu rakamların mânâsı, eserin bütünü içinde... Burada dikkat çekmek istediğim husus, sözkonusu tarihte eseri ele alır ve tamamlarken, mübhem bir şuurun aydınlığa geçmesi şeklinde, tarih ve rakamların sırrına eserin yazılış sürecinde ermem... Yâni, eseri bahsi geçen tarih içinde ele alıp tamamlama gibi bir niyet ve tertibe, daha önceden sahib değildim; "niçin"ini eserin içinde göreceğiniz bu hususun bildirilmesini, eserden "alâ" tadını alabileceklere, "alâ üstüne alâ" tadını duysunlar diye zarurî buluyorum... Vesilesi de öyle: Sivrisinek vızıltısından müteessir olduğu için bir tekmede üstündeki yorganı atıp ayağa fırlayan adam gibi, sivrisinek keyfiyetli bir adamın malayani vızıltısından gayrete geldim ve niyetinde olmadığım bir tafsile giriştim... Tarih bahsine bağlayarak tekrarlıyorum: Bu işte benim bir ihtiyârım yoktur!..

Üstadım tarafından "ifrât hâlde tecrit" diye vasıflandırılan fikir kumaşım... Bu eser, yine onun gösterdiği ölçülerle, sözkonusu vasıflandırmanın tahkiken tesbiti ve tafsilinden ibarettir!..

Ve son olarak: "Tilki Günlüğü"nde (*) işaretli bana âit olmayan "Levha"lar yine aynı işaretle bu eserde yerini alırken, onda bulunmayan yeni "Levha"lar (***) işaretiyle gösterilmiştir. Bana âit yeni "Levha"lar ise, (**) işaretiyle.