Parakutâ'

Image 01
Eser No: 39
Sayfa: 280
Baskı: 1. Baskı
Tarih: Nisan 1997
Takdim İçindekiler Fragmanlar
Parakutâ'
"Para'nın Romanı"

FRAGMANLAR

İnsanoğlunun müsbet ve hak mukabili menfî ve fesatçı tarafı... Böylece insan, biri ulvilerin ulvisine, öbürü de süflilerin süflisine namzed ve kalbin hakikatinde birleşik ve toplu iki zıt taraf hâlinde yaratıldı; ve Kur’ân hükmünce bu eşsiz kıvam içinde vücut bulduktan sonra kutublardan birinden birini gerçekleştirmek üzere “sefillerin en sefili” olan âleme indirildi ve ihtilâl zemini açılmış oldu. (s. 23)

Allah’ın Sevgilisi, yağmur yağdığı zaman damlaları kendisine isabet etsin diye mübarek başlarını açarak altında dururlardı. Sebebini soranlara, “Yağmurun Allah ile ilgisi yenidir” buyururlardı. Peygamber’in Allah’a olan marifetine bak ki, onu hangi sebeb yüce, üstün ve parlak kılmıştır?.. Şu hâlde yağmur, Allah’a yakın bulunmak dolayısıyla insanların en yücesi ve en faziletlisi olan Peygamberi teshir etmiştir. Bu sebeble yağmurun getirdiği feyzden faydalanmak için kendilerini ona arzederlerdi. Demek ki yağmurun getirdiği şeyden Peygamber için İlâhî bir fayda hasıl olmasaydı, mübarek nefsini onun teshirine arzetmezdi. Yağmurun bu risâlet ve aracılığı suyun risâletidir. Çünkü Allah, “Canlı olan her şeyi sudan yarattık” buyurdu... Her şeyin aslı sözdür ve bütün mevcudat, Allah’ın “Kün-Ol” emrinden meydana gelmiştir... Ve “yağmur” ile “çocuk” hikmeti arasındaki ayniyet:
-“Mûsâ Aleyhisselâm, faal kuvvetleri nefsinde toplamış olmakla çok ve çeşitli ruhların toplamı olduğu hâlde doğdu. Çünkü büyükte ve küçükte tesir bıraktı. Çocuğu görmez misin ki, bilhassa büyüklerde tasarruf eder. Büyük kendi üstün mertebesinden inerek çocukla oynaşır, onunla çocuk gibi konuşur, çocuğun aklıyla görünür. Şu hâlde çocuğun tesiri altındadır. Fakat bunu farkında değildir. Sonra çocuk büyüdüğü vakit kendi terbiyesine ve himayesine alır, kendi işini yürütmeye, onu kendine alıştırmaya çalışır. Canı sıkılmamak için onunla oyalanır. İşte bu hareketlerin hepsi küçüğün büyüğe karşı yaptığı şeylerdir ve çocukluk makamının kuvvetinden ileri gelmektedir. Çünkü çocuğun Rabb’ına ilgisi daha yakındır. Halbuki büyük, Rabb’ına daha uzaktır. Böyle olunca Allah’a en yakın olan kimse ondan en uzak olanı teshir eder. Nasıl ki sultana yakın olan kimseler de bu yakınlıkları dolayısıyla ondan uzak olanları teshir ederler!” (s. 29-30)

Dünyaya kazık kakma heveslisi nefs azmanı tavra karşı, Muhiddin-i Arabî Hazretleri:
-“Sizin rabbiniz ayağımın altındadır!”
Ayağını bir noktaya basıp böyle haykırıyor... Küfre benzeyen bu sözü belki delâlete kavuşturacakları ümidiyle o noktayı kazdılar... Bir de görüyorlar ki, bir yığın altun... Büyük velî, insanları, paraya tapmakla suçluyordu. (s. 152)

Uzun uzun tahliller bir yana, kapitalizm-liberalizmin hedeflediği ve gerçekleştirdiği “tüketim toplumu insanı”nın, İslâm’ın “faziletli insan” tipine ne kadar aykırı olduğunu göstermek için, “Yunan aklı, Roma nizâmı ve Hıristiyan ahlâkı” olarak formüle edilen Batı toplum yapısının köküne kadar inici bir misâle başvuralım: Roma İmparatorluğu’nun çöküş dönemindeki sefahat âlemleri... Hazcılığın cinnete vardığı bu devirde, yediklerini kusan, kustuklarını yerine yeniden yiyen, tekrar kusan, tekrar yiyen ve bu işi tkati miktarında yapan “tüketim ve hazcılık” çılgınlığı... Sözkonusu misâl, kapitalizmin hedeflediği toplum yapısının-insanının psikolojik ve sosyolojik kökenine dair bir ipucu değerindedir... Ve dünyaya domuzlar gibi ne varsa silip süpürmeye gelmiş bu insan tipinin, bizim açımızdan idealize edilir hiçbir tarafının olamayacağını anlamak için fazla bir kültür ve zekâ istemese gerek!.. (s. 162)