Adımlar

Image 01
Eser No: 38
Sayfa: 208
Baskı: 1. Baskı
Tarih: Ocak 1997
Takdim İçindekiler Fragmanlar
Adımlar
1984'den 1996'ya

FRAGMANLAR

DEDİ — Gençliğin İslâm'a olan ilgisi, sebebleri?..
DEDİM — İslâmî dünya görüşüne bağlı bir tarih ve hâl muhasebesi yaptığımızda, içinde bulunulan dönemde Türkiye'de büyük bir İslâmî zuhur gerçek bir İslâm inkılâbı bekleniyor... Batı'ya baktığımız zaman, Batı da her alanda iflâs ettiğini, fikir, sanat ve hâl diliyle ifşa ediyor; meselâ tarihçi Toynbee, "İstikbâl İslâmındır, denenmemiş bir o var!" der... Bu çerçevede sayısız örnek temin edilebilir. Meteorolojinin hava raporu vermesi gibi söylersek; ihtimâller âleminde böyle bir hâdise mevcut... İşte bu tesbit ve teşhislerin bitiştiği yerde, gençliğin İslâm'a olan ilgisi kendiliğinden anlaşılıyor; onlar, bu inkılâb zamanının insanları... Asıl hayret edilmesi ve araştırılması gereken şey, gençlerin İslâm'a olan ilgileri değil de, bu devirde nasıl olup da bazı gençlerin hâlâ İslâm'a alâka duymamalarıdır; bunlar kendi nefslerinde bir nevî tersine mucizeyi yaşatıyorlar!.. Genç, ideal mevceleri kapmaya mahsus bir anten; henüz hassasiyeti körelmemiş insan... Zaten insan inanmaya memur!.. (s.27)

DEDİ – Irak’a karşı uygulanan ambargo hakkında ne düşünüyorsunuz?..
DEDİM – Önce şunu söylemek istiyorum: Türkiye’nin aleni biçimde bir Amerika ve Batı bekçisi olarak Ortadoğu’yu gözetlemesi rolü ve tarafgirliği ayıptır... Ambargo davasına gelince, şu sualin cevabını da düşünmek icab eder: “Irak’ın ambargoyla çözülmesini beklerken, ambargonun ambargocuları da çözebileceğinin hesabını yapıyor musunuz?”... Bence iş şurada düğümleniyor: Küçük politik esnaflıkların dışında, dünya bütün küçük ve ruhî desteksiz hayâlleri eritici bir büyük hesablaşmanın kaosuna, büyük değişimlere gebe bir yere geldi!.. (s.65)

DEDİ — Sizce Kürt meselesi nedir? Türkiye ve Ortadoğu alanında neyi ifâde ediyor? Dünyadaki anlamı ve durumu nedir?
DEDİM — Eşya ve hâdiseler, muhtevalarını kendilerine sorulan sorunun mahiyetine göre verirler; bu bakımdan, önce sorunun doğru sorulması ve mânâlandırılması gerekiyor... Rastgele sorunun baştan savma cevabı gibi olmasın diye, bunun belirtilmesini zarurî görüyorum; bu tavrımı, muhatabını mühimseyen ve ağzından çıkan sözün mesuliyetini duyan bir fikir adamının usulü olarak kabul edin... Şimdi gelelim sorunuza: "Kürt meselesi nedir?" sorusu, bir "Kürt'ün meselesi nedir?" mânâsına, bir de "kime nisbetle?" ve "ne bakımdan?" soruları mânâsına alınarak cevablanabilir... Bu mânâlar çerçevesinde cevab verildiği ânda da, zaten Türkiye, Ortadoğu ve Dünya'daki anlamı ve durumu da belirtilmiş olur... Şayet "Kürt'ün meselesi nedir?" diye soruyorsanız, bunun malum ve meşhur, "Kürt halkının horlanmışlığı, ezilmişliği, kimliğinin kabulü isteği, kendi kendini idare arzusu" gibi cevabları var ki, meseleye yeni bir bakış açısı getirmez... "Kime nisbetle?" ve "ne bakımdan?" mânâsına, meselâ Türkiye'ye, İran'a, Irak'a, Suriye'ye göre ve tarihî, coğrafî, siyasî veya iktisadî bakımdan muradıyla soruluyorsa, bu takdirde de mevzuun muhatabı o sahalarda aranmalıdır; çünkü meselenin bir yönü, mevzuuyla kayıtlı mahalli idrak olarak, kendi esas, usul ve kurallarıyla iş gören ilim ve uzmanlık bahsidir... Bana gelince, beni "Kürt'ün meselesi nedir?" suâlinden çok, "Kürt'ün meselesi ne olmalıdır?" davası ilgilendiriyor... Meseleye bir dünya görüşüne nisbetle ve bir aksiyon mevzuu ve imkânı diye baktığım belli... Zaten böyle bir bakış, hem mahalli idrakın hakikatini murakabe edicidir, hem de "Kürt'ün meselesi nedir?" suâli etrafındaki açılımlarda yürüyücüdür. (s.130, 131)