Yağmurcu

Image 01
Eser No: 36
Sayfa: 324
Baskı: 1. Baskı
Tarih: Şubat 1996
Takdim İçindekiler Fragmanlar
Yağmurcu
"Gerçekliğin Peşinde"

FRAGMANLAR

Hakikatler, Allah’ın tecellisi ve muradıdır... Ve yine hakikatler, kendi nefslerinde tahdit ile tek bir esasa bağlanamazlar, oysa akıl, işi tahdit ile tek bir esasa bağlar... Akıl bağdır ve bu yüzden şeriat ölçülerinin üstünlükleri akılla anlaşılamaz... Mekaniz düşüncenin malûm sebep-netice ilişkileri içinde “niçin”i izâh edilemeyen hâdiseler, işin “nasıl”ını tasvirden başka bir metoda mevzu olamaz... Hakikat bahsinde ardarda sıraladığımız bu hakikatlerden sonra:
-“Albert Einstein bir yazısında, temel kanunları bulmaya yardımcı olacak belli mantıkî kurallar olmadığını, burada en önemli müessirin sezgi gücü olduğunu ve izafiyet teorisi ile ilgili temel noktaları hasta yatağında bulduğunu belirtmiştir.” Herhalde anlaşıldı; aklın tutuculuğundan kurtulan şuurun, sezgi buudunda enselediği hakikat... Nasıl ki öfke, korku ve tehlike anlarında birdenbire eski hâlimizden bambaşka bir güç veya hassasiyet zuhuruna şahit oluyoruz... (s. 40)

İhtilâl-İnkılâp... Yağmurcu’nun muradı bu... İnsan ve toplum için ihtilâl, “şuur”un bozuluş ve yıkılışını belirttiği gibi, bunun dış plândaki tezahürlerinin mânâsını da kuşatır. Şuurdaki bu bozuluş ve yıkılış, tohumun çatlaması ve ağaca doğru gelişimi şeklinde bir oluşum süreci belirtebileceği gibi, bunun tam tersi, statikleşme ve kabuklaşma süreciyle bir çürüme ifâdesi de olabilir. Birinci durumda “eşya ve hâdiseye âit yeni verilerle şuurun muhtevasının zenginleşmesi” neticesi bir “inkılâp-oluşum”dan bahsedilirken, ikinci durumda, eşya ve hâdiseye âit yeni verilerin “şuur” terkibinde yeni terkibe ulaşamaması ve çözülüş veya eşya ve hâdiseler karşısındaki “sağır” şuurun “zapt” görevini yerine getirememesi, kabuklaşma ve çürüyüş vardır. Birinci görünüşüyle “müsbet”, ikinci görünüşüyle “menfiliği” gösteren iki yön... YAĞMURCU’nun “ihtilâl-inkılâp” muradının “şuur”u nişânlayışı ve her türlü tertibin buna dair oluşu herhalde anlaşıldı!.. (s. 51)

Tasavvufta en yüksek makam, “hayret”; tam bilgisizlik... Hayret, “bildim!” yobazlığından değil, bildikçe bilinmeyeni çoğalan ve dize gelen idrakin bilgisizlik bilgisinden doğar ve gerçek bilgi de budur... 30 senedir “inanç ilme aykırıdır!” diye meyhane köşelerinde yazı çırpıştıran salaş Batıcı yazaar, acaba Batı adına ne bilmektedir?.. Bu soydan salak adamlar bir yana, biz yürütülen malımızı enseleyici HAFİYE mizacımızla, nerelerde ve ne türlü tecelli edişimizi takip edelim... Einstein:
-“Tecrübe edebileceğimiz en güzel ve en derin heyecan, mistik heyecandır; her hakiki ilmin tohumu... Bu heyecanı bilmeyen, kendisine yabancı olan, onun karşısında hayret ve hürmet duymayan insan ölmüş gibidir. Bizim nüfuz edemeyeceğimiz şeylerin gerçekten varoldukalrını bilmek, bizim en iptidaî şekillerde idrak edebileceğimiz en yüksek anlayış ve en parlak güzellik hâlinde tecelli ettiklerini bilmek; işte bu bilgi, hakiki dinin merkezidir.” (s. 99)