Hakikat-i Ferdiyye

Image 01
Eser No: 33
Sayfa: 192
Baskı: 1. Baskı
Tarih: Ekim 1994
Takdim İçindekiler Fragmanlar
Hakikat-i Ferdiyye
-Çöle İnen Nur-

TAKDİM

"Çöle İnen Nur; Çöle ve Bütün Zamana ve Mekâna"... Üstadım'ın bir sanat ve fikir şaheseri ve benim başucu kitablarımdan biri olan bu eser, bu zamana kadar ne yazık ki -istisnaları hariç- layıkı veçhile takdir edilememiştir... Anlayış yok, zevk yok, şevk yok, malzeme yok, var geçinilen malikiyet de ezbere soydan oldu mu sorulacak olan sual şudur: -"Ne arıyorsun ki ne bulacaksın!"

Bu esere, Üstadım'ın "Çöle İnen Nur" isimli eserini anarak girmem sebebsiz değil... 1994'ün şu gününden yaklaşık 9 sene önce yazmaya özendiğim bu eser, vesilelerle zaman zaman ön plâna çıkan ve zaman zaman tüllenen bir murat hâlinde yaşarken, daima o eserin büyüsüyle ve o eserin yanıbaşında karargâh kurdu... Has ve hususî nisbetimin içyüz gıdalarından biridir o eser!..

"Has ve hususî" nisbetimden bahsettim ya... Demek ki usûl, üslûp ve tarzımla da ilgili... O aşk destanına muhatap olanın, o aşk destanını yazana akis yoluyla ayna mevkiinde yoldaşlık edenin, kendi hüner madenince bu ruhu parıldatması, bizzat oaşk destanını yazması... Dedim ya; O var diye varolduğumuz "Gaye İnsan ve Ufuk Peygamber"e aşkımın ve vecdimin destanını yazmaya "özendiğim bu eser" diye!

"Aşk" ve "vecd"; ehil olmayan ağızlarda pörsüyen, müptezelleşen ve tekerlemeye dönen bu kelimeler... Eşya ve hadiseler karşısında ruhun "nasıl?" tavrını gösteren ve fikri sanat edasında veren Büyük Doğu Mimarı'na mukabil, işin "niçin?" buudunu gösteren ve tecrit tavrını temsil eden ben, zaten bunu söylediğim ânda o aşk ve vecdin usûl, üslûp ve sistemine dı şyüzden aşinalık taslanıp tekerleme gözüyle görülmesine ve tekerleme mizacıyla yoldaşlık taslanmasına mani bir misyonu yerine getirdiğimi belirtmiş oluyorum... Sözün özü o ki, "Çöle İnen Nur" isimli eserin olanca ruhunu temsil eden "kalb" mesabesindeki takdimi, belirttiğim inceliklere nazaran saf tefekküre mevzu önemli usûl ve metod dersleri ihtiva ederken, aynı zamanda binbir çiçekten derlediği balı kovanında istif eden arı misâli, benim de, bu eserin de kovanıdır!..

Kovan belli... Bana düşen, Allah'ın Sevgilisi'ne bağlı en hakir bir ferd liyakatini temsil mesuliyetiyle, doğrudan doğruya O'nun "kelâm ve mânâ toplayıcılığı" vasfının hikmeti etrafında, o hikmetin içine ve dışına doğru bir "ruhî aksiyon" edası belirtmek, elimin değdiği yerde "işte peteğime yerleştireceğim bal!" diye ruhumda teşekkül eden mizana nisbetle onu yerine yerleştirmek!..

Bir şeyin diğerine sirayet ve nüfuzu, sirayet ve nüfuz eden şeyin, sirayet ve nüfuz edilen şeyle perdelenmesidir... Bu hakikat çevresinde Büyük Doğu'nun aynını temsil eden İbda, "Esma-i Hüsna; Güzel İsimler"inden biri de "Mübdî" olan Allah'ın en güzel eseri O'nun hayatının tecellileri üzerine abanır ve mânâları hecelerken, örgüleştirmeye memur olduğu "Hikemiyat" plânının ölçülendirmelerini de üzerinde bulunduğu mevzuya nisbetle billurlaştırma durumundadır!..

"İslâm Tasavvufu ve Batı Tefekkürü" kanatları arasında yerini tutan "Hikemiyat" binasının kurucusu İbda, birinciyi "insan ve toplum meselelerinin" hâlline doğru nüfûz edilmesi gereken diye alır ve ikinciyi birincinin önünde hesaba çekip kendi şekil ve süzgeç ölçüleriyle aslileştirirken, bizzat kendi "kelâm ve mânâ toplayıcılığı" vasfının çizgilerini göstermektedir... Netice-i kelâm: isim ve muhtevasının özelliğine nisbetle bu eser, "Hikemiyat" plânındadır; hikemiyat usûlüncedir... Arıya, iş ve çabasının zât sırrı "ne ise o", size de balının zevki kalsın!..

İnsanın yaratılmasından maksat, Allah'ın emrettiği ibadetlerin eda edilmesi olduğu gibi, ibadetlerin edasından maksat da imânın hakikati olan "yakîn" halini elde etmektir; yakîn, yani şüphesiz, kat'î ve sağlam olarak bilmek... Allah'a imân, din manzumesini O'ndan getiren Resûlü'ne "yakîn" hâlini elde etmeye çalışmak da Allah'a imânın hakikatindendir, imânın kendisidir; Allah'ın Sevgilisi, Allah'a imân ve itaat kendisiyle mümkün olan... O'na "yakîn" getirme usûllerinden biri de, belirttiği liyakat nisbetinde, tefekkürdür; ve tefekkürün öyle çeşitleri vardır ki, has ve hususî ibadet neviîndendir... Böyle bir tecrübe üzerindeyim!..

Eserin tertibine dair belirtilmesi gereken son nokta, ideal bir film çalışmasına dair söylenen şu ifadeden süzülse gerektir:
-"Bir yönetmen, milyonlarca metre film şeridi üzerinde her saniyeyi, her günü, her yılı, kesintisiz kaydeder; meselâ bit insanın doğumundan ölümüne kadar bütün hayatını, hiç kesintiye uğratmadan, ân be ân, gün be gün, yıl be yıl kaydeder. Sonra da kesmelerin de yardımıyla ortaya 2500 metre uzunluğunda bir film çıkarılır, yani yaklaşık bir buçuk saatlik bir film. Bu milyonlarca film metresinin bir çok yönetmenin elinden geçtiğini ve her birinin bu malzemeden birbirinden tamamen farklı filmler çıkardığını düşünmek ilginç olurdu herhalde."
Tek saniyesi bile kaçırılmadan kaydedilmesi gereken hayat, O'nun, Allah'ın Sevgilisi'nin... O'nun hayatını olabilecek en kemâlli had hâlinde tesbit eden ve aktaranlar da, peygamberlerden sonra insanoğlunun en üstünleri, sahabîler... O'nun hayatının dış yüzü, zamanın seyri boyunce gelecek insan soyuna sonsuz ilhâm kaynağı olacak şekilde kifayet kaydıyla mühürlüdür ve bu konuda dış yüz tarihçisine bir iş kalmamıştır... İşin iç yüzüne gelince; sahabîler kadrosunu teşkil eden üstünler ve onların izinde "zâhir hissesiyle bâtında" veya "bâtın hissesiyle zâhirde" tecelli eden "şeriat" ve "tasavvuf" kahramanları, nice anlayışlar, dipsiz ufuklara süzülmüşlerdir... Ama, her insanın "O'nun kadrosu" olması hasebiyle ve her nefsin bir hakikatinin bulunması ölçüsüyle, murad sahibine bir yol daima var...
Bu yoldan süzülmeyi misâllendirme emelindeyim!..