İslama Muhatap Anlayış

Image 01
Eser No: 12
Sayfa: 240
Baskı: 2. Baskı
Tarih: 1987
Takdim İçindekiler Fragmanlar
İslama Muhatap Anlayış
Teorik Dil Alanı

TAKDİM

-I-
Batılı bir fikir adamı, fildişi kule entellektüeline karşı zamanın bütün antipatisini çizdikten sonra, müdafaa eder olduğu fikre birdenbire ters bir yöne sapıyor ve hükmü basıyor:

-“Göklerde sosyal değişikliklerden daha mühim şeyler vardır. O da “esprit-ruh”dur. Onun içindir ki alâkasız “esprit” davasının aksiyon davasına karşı bir mukabil hücuma geçmesi lazımdır. Tam zamanını yaşadığımız bu mukabil hücum “esprit”in Haçlılar kavgası olacaktır.”

Bizce çok mühim olan bu meselede muharririn son hükmünü, büyük entellektüelin nefsine ihaneti değil, intiharı diye anlıyoruz. Böyle düşünen entelektüel ne büyük tezat içindedir ki, her türlü aksiyona kayıtsız ve şartsız düşman görünürken, entellektüeli, aksiyona karşı Haçlılar muharebesine çağıracak kadar büyük aksiyona susamış bulunuyor.

Yeryüzüne aksiyon hasreti duymamış büyük entelektüel gelmemiştir. Fakat ne getirerek ve neye karşı aksiyon?

Sadece aksiyon diye bir şey yoktur. Aksiyon, bilârdo masasında bilyenin üçgenler çizerek dönmesi gibi tezahür eder; “BİLYE HER HAREKETİYLE, ONA VURAN FİKİR DEĞNEĞİNİN ZAVİYESİNİ İHTAR ETMİŞ OLUR. O HALDE AKSİYON, BİR FİKİR VE GÖRÜŞ MANZUMESİNİN YERYÜZÜNDEN İSTEDİĞİ İFÂDE ALEMİDİR. Muharrir, “göklerde sosyal hâdiselerden daha mühim şeyler vardır.” Derken, gökyüzünü yertüzünden ve mücerredi müşahhastan ayırıyor. Müşahhas âlem içinde mahsur kalana duyduğu tiksinti ne kadar haklı ise, mücerretten çalınacak nurlayertüzünün aydınlanmayacağını sanması da o kadar haksızdır. Büyük tecridin ilk hırsı büyük teşhistir ve göklerle toprak arasında ebedî bir merdiven vardır. Öyle olmasaydı, bütün peygamberler bulutlar üzerinde doğarlar, ölürler ve insanlık da onları yıldızları seyrettiği gibi seyreder ve Roma İmparatorları telâşa düşmezlerdi.

Bir aksiyon, bir aksiyonla körletilir, fakat aksiyon körletilemez. Kötü aksiyondan nefretimiz, aksiyondan nefretimizi değil, aksiyona hürmetimizi gerektirir.

-II-
Bizim ruhçuluğumuzun yeryüzüne perçinli olma karakteri, bizi tâbiî olarak fert ve toplum plânında büyük aksiyona davet eder ki, her türlü ucuz soydan çerçöp nüktelerin ötesinde, fikir, sanat, ilim, siyaset ve fiil plânında, ulvî mücerredin katı müşahhasla evlendirilmesini ister... Elini küfre değdirse şeriat doğacak ve zehiri bile şifaya tahvil edecek gerçek idrak ehli, eşyanın tasvirinde ışığın varlığının tabiî isbatı gibi, el atılan her meselede büyük İslâm diyalektiğinin tahassüsünü gösterecek, âlemde İslâm’ın hasrı dışında kendi kendinden ibaret bir varlık ve oluş sahası olmadığını her ân taze ifşâ edecektir... Buharın tecellî ettiği yere nisbetle, su, bulut ve buz görünüşleri gibi, her sahada oranın özelliklerine nisbetle görünecek olan ruhun talim, terbiye, tahkik, tahkim ve ana yol gayesi ölçülendirmeleri, Büyük Doğu-İbda’nın aynı olarak belirecektir.

-III-
Yukarıda kısaca çerçevelediğimiz hususlardan da anlaşılıyor ki, en geniş ve en genel mânâsıyla teorik dil alanından bahsedilmekte, “İslâm’a Muhatab Anayış” davasına bu açıdan bir nitelendirmeyle yaklaşmaktayız; İbda Diyalektiği’nin sıcaklığını verici bir ele alışla “İslâm’a Muhatab Anlayış” davasına umumî bir bakış, bu çerçevede birtakım iç’e ve dış’a yöneliş çizgileri... Teorik dilin havası.

-IV-
Mevzular ve meseleler arasındaki akrabalığı “teorik dil alanı” vasıflandırmasıyla tesis eden İslâm hikmetiyyatı, bu eserde kendinin bu yönünü hissettirmeye çalışmaktadır.

Salih Mirzabeyoğlu