Damlaya Damlaya

08
Eser No: 8
Sayfa: 262
Baskı: 2. Baskı
Tarih: 1997
Takdim İçindekiler Fragmanlar
Damlaya Damlaya
Yılanlı Kuyudan Notlart

Fragmanlar

"Hakikati söyleyene bakarak öğrenme; hakikati öğren, söyleyeni de öğrenirsin!"... Bu sözün hemen hatırlatması gereken, Allah Resûlü'nün şu duâsıdır:
— "Yarabbi, bana eşyanın hakikatini olduğu gibi göster!"
Eşyanın hakikatinin olduğu gibi görüldüğü yerde, hakikat bile nihân; mevcut değil... Olan sadece Allah... Bizzat Allah Resûlü buyuruyor:
— "Söz odur ki, Lebid'in söylediği: Allah'tan başka herşey bâtıl!"
Eser, sahibine; eşya ise Hâlık'ına şahit. (s.18)

— "Müzik seslerinin tabiat seslerinden çok daha dokunaklı olmasının sebebi, birinin duyguları telkin etmesine karşılık, diğerinin sadece ifâde etmekle kalmasıdır. Ya şiir, ondaki çekicilik nereden geliyor? Biliyoruz ki şiir bütün duygularını hayâller hâlinde, duyguya tercüman olmaları için de bu hayâlleri ahenge uyan sözlerle geliştirir. Bu hayâller gözlerimizin önünden geçerken taşıdıkları duyguları bize de geçirirler. Ahengin muntazam hareketleri bunlara ayrıca kuvvet verir. Bizi ahenkle sallayıp uyuturlarken rüyadaymış gibi şairle beraber düşünür, beraber görür, adeta kendimizden geçeriz. Plâstik sanatlar bu tarzda bir tesiri hayata beklenmedik bir durgunluk vermekle sağlarlar." (s.21,22)

Resim için boya malzemesi şarttır ama, badanacıyla ressam arasındaki fark, terkib keyfiyetine bağlı bir terkib farkıdır... Unsurların rastgele bir araya getirilmesiyle ekmek bile yapılamaz... Bu iki hikmet, terkibin sanat çehresini ve nisbet şartını gösterir. (s.22).

"Kadın, erkekte fatihlik sembolüdür!" diyor Üstadım... Kadında kâinat muhasebesini hülâsalandıran-hülâsalandırması gereken erkek; ve bunun mukabili roldeki kadın... Bugünkü hâle bakın; dünyalar paramparça... Önce cesetleri toplayıp hayata iade et de, sonra büyük murakabe ve muhasebeye giriş!.. (s.48)

Geri zekâlılığın ve kuru gevezelikle her şey hakkında fikir(!) beyân etme yüzsüzlüğünün ne çapa eriştiğini, gerek televizyon programlarında, gerek basında, gerek sokakta bol bol görüyoruz... 1994'te bir televizyon kanalında, "kitab okuyor muyuz, niçin okumuyoruz?" gibi bir soruya, Ali Poyrazoğlu isimli tiyatrocu şu harika(!) cevabı vermişti:
— "Bugünün aydınları kitab okumuyor!"
Kitab okumadan nasıl aydın oluyorlar diye sormaya gerek yok, çünkü tek-tük nadirler hariç, aydınlar(!) hep o soydan!.. (s.52)

Vicdân: İnsanın içindeki iyiyi kötüden ayırabilen ve iyilik etmekten lezzet duyan ve kötülükten elem alan mânevî his. Kendinden geçme, dalma. Bir şeyi bir hâlde görme, bulma. Duyma, duygu, his. İnanç. Şuur. Bâtın ile Hakkı tanımak. Din. (s.63)