Kültür Davamız

Image 01
Eser No: 7
Sayfa: 181
Baskı: 3. Baskı
Tarih: Kasım 1993
Takdim İçindekiler Fragmanlar
Kültür Davamız
Temel Meseleler

Fragmanlar

— “Hayatı öğrenmek mi, yoksa değiştirmek mi?” Bu temel sorunun ayırımında, iki kökte toplu, varlığın ve bilginin ilk prensiplerini arayan “teorik düşünce” sistemleriyle, hareketin ilk prensiplerini araştıran “pratik düşünce” sistemleri tasnifi var… Birinde, insana kendini empoze eden mücerret meseleler ve eşya ve hadiseleri tasarruf verimlerinin kendisine nisbet edileceği “ideal değerler” araştırması, diğerinde ise eşya ve hadiseleri tasarruf ve onları verimlendirmeyi temel alan “aktüel değerler” araştırması… Biri ruhçu, diğeri maddeciliğe geçit veren iki yaklaşım. Oysa bizzat “değer”, bir şeye kıymetini veren ve kıymet tayin eden ruha nisbet işidir; ayrı mesele. (s.15)

Her şeyden önce kabul etmek gerekir ki, dava önce yetiştiricileri yetiştirme ve yetiştiricilerin yetişmesi davası olduğuna göre, ruhun derinliklerinden kaynaklanan estetik bir zevk hâlinde disipline girmedikçe, ne yetişmek ve ne de yetiştirmekten bahsedemeyiz…(s.40)

Herkes şunu içine sindirmelidir: Bir şeyi ortaya koymak kadar, onu yaygınlaştırmak, onunla bir mevzuya sarkmak, onu davranış halinde kendine mâletmek ve onu kafalarda billurlaştırma mânâsına tahkim etmek de “birşey” yapmaktır. Bir şey yapmış olanı silmek ve onun “gibi”si olmak değil… (s.43)

Varolmak daha çok var olmayla mümkün; devamdan bahsedebilmek için her şeyden evvel o şeyin "var olması" şartı... Var olan ise, "var olmayla-varlığın olacak olana doğru oluş tavrı ile" mümkün... Öyleyse, varolma statik değil dinamik, sabit değil hareketlidir; daima imkânlara açılmıştır. Bundan dolayı da varlık gerçekleşmelerle meydana çıkar ve bir yönü vardır; bu yön geleceğe doğru açıktır. Fakat mutlak olarak "Varlık" bütün varolanları içine alır; hiç bir yönü yoktur, başı ve sonu yoktur. Bu anlamda "Mutlak Varlık" sonsuzdur, öncesi ve sonrası olmadığı için geçmişi ve geleceği de olmaz; öyle ise zamanı yoktur. "Mutlak Varlık", zamansız varlıktır; bütün izâfî varlıklar zamana bağlıdırlar, zaman da bu zamansız varlığa bağlıdır... İnsan ruhu da, bizzat O'nun belirttiği üzere, "nefesinden üflediği" ve bu niteliği ile "zaman üstü" ki, kalb lâtifesinde nefs ile birleşik ve safiyet kazandıkça "Arş-ı Alâ"nın üstündeki asli yerine dönmeye namzet... Öyleyse zaman, sonsuzluğun içinde bir kesit, sonsuzluğa göre sonlunun değişme ölçüsüdür. (s.54)

Zamanı kayıtlayan, "geçmiş" ve "gelecek" zaman kayıtlarını koyan biziz; yani bu nisbet ve izafetler "Dehr" isminin zımnına dahil değildir, bizim çektiğimiz kayıtlardır... "Mutlak Varlık"a göre geçmiş, gelecek ve hâl cari olmadığına göre, zaman bir yokluk nisbetinden ibaret kalır ki, bu da "Dehr" isminin tecellisinden hasıl olmuştur... Dehr, Zat'a delâlet eden bir isim ve arşla taayyün eden zaman da onun suretidir. Bu izâhlar çerçevesinde "ân", bölünme kabul etmeyen bir vakittir ki, geçmiş ve gelecek, sadece farzediştir; işte bu "ân" deveran etmekle varlıklar zahir olur ve "Dehr"in hükümleri meydana gelir... İcmâl mertebesinde "ân", tafsil mertebesinde "zaman". (s.55, 56)