Münşeat

Image 01
Eser No: 5
Sayfa: 177
Baskı: 2. Baskı
Tarih: Ocak 2004
Takdim İçindekiler Fragmanlar
Münşeat
Önsöz • Bayramlık

Takdim

Münşeat”, mektublar ve nesir yazılar demek… Benim kullandığım mânâ ise, eserin muhtevasında da görüleceği üzere, lûgat karşılığı değil de, iştikakları çerçevesinde anlaşılması gereken, onlardan yön alır ve onlara can verir, kendi muhtevasını temin edici bir kavram, bir ıstılahî mânâ… Hususen bir tarz, bir usul ismi; icâdımın ismi!..

İflak, “şiir okurken fesahat üzere olmak, kelime ve mânâ icâd etmek” demek; uydurma değil, icâd. “Kelime”, lûgattan mefhuma, mevhumdan kavrama, kategoriden sistem anlamlarına kadar, ister isim, ister sıfat, ister fiil, ister zarf vesaire şeklinde, isterse kendine âit ilimlere mevzu olsun, kendini empoze eden ihtiyaçlara nisbetle icâda mevzudur; keza usul, üslûb ve tarza isim olurken de!

“Münşeat”, muhtevası nesir tarzında ele alınmış bir eser değil, bir edebiyat nevi olarak kendini unsurlarıyla tanıtan “şiir” olmadığı gibi, aynı şekilde bilinen “mensur şiir” de değil. Onu “not defteri” kabilinden karalamalardan ayıran husus da, keyfiyet cihetinden karalama olmayan muhtevası ve mücerret şiiriyet belirten edası.

Münşeat, “münşee”kelimesinin çoğulu; “münşee” ise, müsvedde yazılan kağıt ve “yelkeni çekilmiş gemi” anlamına geliyor. “Şi’r”den “şi’ra”ya kadar olan kelimelere bakmak gerek.

Şi’r: şiir. Anlamak, idrak… Şir: Aslan. Süt… Şira’: Yelken. Gemi yelkeni… Şira: Satın alma, satın alınma… Şir’a: Şeria. Bir ırmak veya herhangi bir su menbaından su içmek veya almak için girilen yol.

Gemi yelkeni: Yerden birşey toplamak. Yaşlı olmak. Kadr ve mertebesi büyük olmak. Celil, büyük, ulu. Parlak, açık, zâhir… Suya varacak yol: Her nesnenin muazzamı. Cemaat. Taşkın sel suyu. Taşkın, coşkun. Mürid. Kâr, fayda. Rengi kara olan şeyler. Kust otu. Sevdalar. Baş ağrısı. Rahatsız etme, sıkıntı verme.

Müna: Suya giden yol. Birinin yerine kaim-i makam olmak. Arzular. Mekke’de hacıların Kurban Bayramı’nda kurban kestikleri ve şeytan taşladıkları yer.

“Su, ışık, nur” gibi iştikak ilgisi yanında, “Kur’ân zatiyeti bakımından nurdur, bu bakımdan kendini idrak etmez; Allah nuru kime verdiyse, Kur’ân’ı da ona vermiştir” meselesi gözönünde tutulursa, Allah’ın muradı olan hakikate nisbetle “bilgi” ve “gerçek”in onun görünümleri olması, uygunlukça, “yol”a ruhça katılmak ve hakikî muhteva demektir ki, bizzat hakikat olur; hakikatten. İşte “şiir idraki”ne misâl bir yerde, o heyet-i mecmuadan olarak, “Münşeat”; eserin ismi, mânâsı ve usul belirtişiyle bu.

“Önsöz”, takdim; şimdi “Münşeat”ın 1. Levha muhtevasını gösteren bu kısım, 1981’de tek kelimeyle “feci” dizgi ve mizanpaj rezaleti olarak, müstakil bir şiir –diyelim!– kitabı olarak çıktı. Doğru mânâ ve gelişmiş muhtevası ile bu eserde “alt başlık” diye muhafazası, ardındaki Levhaları kendine bağlayıcı olması yüzünden; ayrıca, devam edebilecek “münşeat” tarzı eserlerin ilki mânâsına gelebilir. Göreceğiz!

Îd: Bayram. Gidip tekrar gelen, bir kimsede âdet olan şey… “Suya giden yol” ile Kurban bayramı arasındaki mânâ akrabalığı, “müna” kelimesinde görünüyor. Bunun yanında, “çift” ve “Kurban bayramı” mânâsına gelen “şef” kelimesinin ebcedi de, “Salih Mirzabeyoğlu”na denk geliyor... Ve benim hiçbir iradî dahlim olmadan kendiliğinden görünüveren hoş bir tevafuk: “Elimde, Mektubat isimli ve alt başlığı Bayramlık olan bir kitab var. Benim eserim imiş, ikinci baskı!”... Hırka-i Tecrîd isimli eserimde mevcut ve seneler öncesine âit bir rüyâ! Mânâda “nefsin fedası” olan “kurban”, her ân fedada olmak gereken nefsin muhasebesi cümlesinden niyetine, “münşeat” tarzına mevzu oluyor!

Mirar: Kerre. Defa. (Îd)... Îd: Bayram...
Mirar: 441... Kısakürek: 441... Salih Mirzabeyoğlu: 441.